Söz ve Metinsellik Arasında: Alevi Teolojisinin Epistemik Temelleri

Ders Başlığı
Söz ve Metinsellik Arasında: Alevi Teolojisinin Epistemik Temelleri
Eğitmen
Prof. Dr. Cem Kara
Yayıncı
Alevi Ansiklopedisi / Alevi Encyclopedia
İçerik
Alevi Ansiklopedisi Açık Dersleri
Yayın Dönemi
Format
Video Ders + Ders Metni + Çok Dilli Versiyonlar
DOI
–
Yayım Tarihi
Ekim 21, 2026
Eğitmen
Prof. Dr. Cem Kara
Bio

Cem Kara, Hamburg Üniversitesi’nde Alevi Teolojisi Profesörüdür. Köln ve İstanbul’da tarih ve felsefe eğitimi almış, doktorasını Münih Ludwig Maximilian Üniversitesi’nde tamamlamıştır. Bektaşi tarikatının uzun 19. yüzyıldaki kültürlerarası tarihini ele alan doktora tezi, Güneydoğu Avrupa Derneği ve Alman Şarkiyat Derneği tarafından ödüllendirilmiştir. Ludwig Maximilian Üniversitesi, İstanbul Orient Enstitüsü, Leibniz Avrupa Tarihi Enstitüsü ve Viyana Üniversitesi’nde araştırmacı olarak görev yapmıştır. Güncel araştırmaları, Aleviliğin yazılı kaynaklarında duygular üzerine yoğunlaşmaktadır. Son yayınları arasında şu eser yer almaktadır: Cem Kara, Evelyn Reuter ve Zsófia Turóczy (der.) (2026): Sufism in Ottoman and Post-Ottoman Europe. Entanglements in Past and Present. London: Routledge.

Alevi dindarlığının kaynağı olarak neler kabul edilir? Hangi kaynaklar ve epistemik temeller, Alevilerin kendilerini anlama biçimlerinden hareketle, dinsel anlamlandırma, ahlaki yönelim ve olumsallıkla baş etme biçimleri gibi temel teolojik sorulara verilen yanıtları yeniden kurmamızı mümkün kılar?

Bu ders, Alevi geleneklerindeki dinsel bilginin kaynaklarını inceleyerek bu soruları ele almaktadır. Sözlülük ve metinsellik arasında sıklıkla varsayılan ikili karşıtlığın ötesine geçerek, Alevi geleneklerinin iç dinamiklerini kavramakta yetersiz kalan bu analitik ayrımın sınırlarını ortaya koymaktadır. Bunun yerine, sözlülük ve metinselliğin iç içe geçmişliğini, Alevi bilgi oluşumlarının kurucu bir unsuru olarak öne çıkarmaktadır.

Bu çerçeveden hareketle ders, dinsel bilginin seçilmesi, otorite kazanması ve dönüşüme uğraması süreçlerine odaklanmaktadır. Topluluk ile kaynak arasındaki dinamik ilişki, karşılıklı olarak birbirini kuran ve sürekli müzakere edilen bir alan olarak özellikle ele alınmaktadır. Bu kapsamda, günümüzdeki kanonlaşma ve kanon dışına çıkarılma süreçleri ile bu süreçlerde gelişen kimlik oluşumu ve anlamlandırma diyalektiği incelenmektedir.

Dersin sonunda katılımcılar:

– Alevi dindarlığının epistemik temelleri hakkında bilgi edinecek;

– Farklı kaynak türlerine ilişkin eleştirel bir anlayış geliştirecek;

– Alevi dinsel kaynaklarının oluşturduğu külliyatın şekillenmesi, kanonlaşması ve kanon dışına çıkarılması süreçlerini eleştirel olarak değerlendirecektir.

Alevi teolojisi, üniversitelerde bir disiplin olarak henüz genç bir alandır. Bu nedenle öğrencilerden, diğer teoloji alanlarından meslektaşlarımızdan ve elbette Alevilerin kendilerinden, temel dinî sorulara Alevilikte hangi yanıtların bulunduğuna ilişkin sorular alıyoruz. Alevilikte hakikate ilişkin hangi anlayışlar vardır? Adalet, güven ya da insan ile Tanrı arasındaki ilişki Alevilikte nasıl anlaşılır? Daha temelde sorarsak: Alevilik, dinî anlamlandırmanın temel sorularına hangi yanıtları sunar?

Bu tür soruları yanıtlayabilmek için öncelikle başka bir soruyu açıklığa kavuşturmamız gerekir: Bu soruları hangi temelde yanıtlayabiliriz? Alevilikte hakikat, adalet ya da diğer dinî konulara ilişkin anlayışları sorgularken, ifadelerimizi dayandırabileceğimiz bilgi birikimlerine ihtiyaç duyarız. Sonuçta bu tür soruları sezgisel biçimde yanıtlayamayız; ifadelerimizi sağlam bir bilimsel temele dayandırmamız gerekir.

Ancak bütün bu sorulara kesin olarak belirlenmiş yanıtlar bulmayı beklememeliyiz. Çoğu dinî gelenekte olduğu gibi Alevilikte de sıklıkla farklı yorumlar, vurgular ve birden fazla anlama açık aktarımlarla karşılaşırız.

Bununla birlikte, Alevi yorumlarını ve anlamlandırma biçimlerini anlaşılır bir şekilde yeniden kurabilmek için hangi bilgi birikimlerine başvurabileceğimiz sorusu geçerliliğini korur. Başka bir ifadeyle: Alevilikte dinî bilgi nasıl korunmuş ve aktarılmıştır ki bugün bu bilgiye başvurabiliyoruz?

Aşağıda bu soruyu üç adımda ele almak istiyorum. Öncelikle bilgi aktarımında sözlülük ile metinsellik arasındaki ilişki üzerinde duracağım. Ardından, Alevi kaynaklarını belirlemeye yönelik iki ölçüt olarak üretim ve alımlama perspektiflerini sunacağım. Son olarak, bu temelde Alevi bilgi kaynaklarının farklı biçimlerinin nasıl ayırt edilebileceğini göstermek istiyorum.

1. Sözlülük ve Metinsellik Arasında

Araştırmalarda, Alevilikte dinî bilginin tarihsel olarak öncelikle sözlü biçimde aktarıldığı konusunda büyük ölçüde görüş birliği vardır. Bu aktarım bir yandan aile içinde, diğer yandan dedeler, analar, pirler, rehberler veya mürebbiler gibi dinî otoriteler ile onların talipleri, yani dinî otorite konumunda olmayan inananlar arasındaki ilişkiler yoluyla gerçekleşmiştir. Dolayısıyla dinî bilgi, öncelikle kişilerle, toplumsal ilişkilerle ve doğrudan etkileşimlerle yakından bağlantılıydı. Buna bağlı olarak sözlü tarih ve yaşayan dinî gelenekler de Alevilik araştırmaları için vazgeçilmez bilgi kaynaklarıdır.

Bu nedenle sözlü bilgi aktarımının önceliğinden söz edebiliriz. Ancak önceki araştırmalarda bu öncelik çoğu zaman oldukça tek yanlı yorumlanmıştır. Uzun süre, sözlülük ve metinselliği karşıt kategoriler olarak ele alan bir bakış açısı hâkim olmuştur. Basitleştirerek ifade edersek, varsayım şuydu: Bir gelenek esas olarak sözlü biçimde aktarılıyorsa, metinsel kaynakları yok denecek kadar azdır. Sözlülük ve metinsellik, birbirini dışlayan alternatifler olarak görülüyordu.

Ancak böyle bir karşıtlık kurmak yetersizdir. Bu yaklaşım, tarihsel aktarım süreçlerinin karmaşıklığını ikili bir şemaya indirger ve bu nedenle Alevilikteki gerçek durumu yeterince karşılayamaz. Çünkü sözlü bilgi aktarımının tercih edilmesi, metinlerin bulunmadığı anlamına gelmez.

Aksine, Alevi bağlamında sözlülük ve metinsellik arasındaki sınırların çoğu zaman akışkan olduğu görülür. Bunun özellikle açıklayıcı bir örneği Alevi şiir geleneğidir. Bu gelenek, günümüzde de Alevi aktarımlarının başlıca taşıyıcılarından biridir. Ancak bu şiirler, uzun dönemler boyunca esas olarak yazıya geçirilip okunmamış; daha çok seslendirilmiş, ezgiyle söylenmiş ve ritüel bağlamlar içinde yer almıştır.

Müzik ve ritüel, bu süreçte dinî bilginin hatırlanmasını ve aktarılmasını desteklemiştir. Bilginin yazılı olarak sabitlenmesine ihtiyaç duyulmadan, kapsamlı bilgi birikimlerinin kuşaklar boyunca aktarılmasını mümkün kılmıştır. Şiirlerin düzenli olarak ezgiyle söylenmesi ve ritüellerde icra edilmesi, uzun dönemler boyunca güvenilir biçimde aktarılabilmelerini sağlamıştır.

Şiirlerin kendileri metin olmakla birlikte, aktarımları ağırlıklı olarak sözlü biçimde gerçekleşmiştir. Bu nedenle, metinsellik ile sözlülüğün birbirine karşıt olmadığı, sözlü olarak aktarılan metinlerden söz edebiliriz.

Alevi geleneğindeki diğer metin türlerinde de benzer gözlemler yapılabilir. Çok sayıda metin yazıya geçirilmiş olsa da içerikleri öncelikle sözlü olarak dolaşıma girmiştir. Tersinden bakıldığında ise birçok metin, sözlü aktarımların yazıya geçirilmiş biçimlerinden ve yazılı derlemelerinden oluşur.

Dolayısıyla metin ile sözlü aktarım arasında keskin bir ayrım yoktu. Aksine, bilginin sözlü ve metinsel aktarım biçimleri birçok noktada üst üste gelir ve birbirinin içine geçer.

2. Üretim ve Alımlama Arasında

Peki, bir kaynağın Alevi kaynağı sayılıp sayılamayacağına hangi ölçütlere göre karar veririz? Örneğin Alevilikte hakikat, adalet ya da güven anlayışlarını araştırırken hangi somut metinlere başvurabiliriz? Kaynak seçimi, bu kaynakların Alevilik açısından önemini belirleyebileceğimiz ölçütler gerektirir.

Bu konuda temelde iki perspektif ayırt edilebilir. İlk perspektif, üretim odaklı olarak tanımlanabilir. Burada odak, bir metnin ortaya çıkışındadır. Metni kim yazmıştır ve özellikle hangi dinî ya da kültürel bağlamda ortaya çıkmıştır? Başka bir ifadeyle, metni hangi dinî-kültürel kavramlar, semboller ve yorumlama kalıpları önceden şekillendirmiştir?

Bu perspektiften bir metin, Alevi bağlamında, örneğin dinî önderler, şairler ya da Alevi topluluklarının üyeleri tarafından üretildiği için Alevi kaynağı olarak görülür. Bu yaklaşımın kuşkusuz geçerli bir yanı vardır; ancak aynı zamanda sınırları da bulunmaktadır. Çünkü bir metnin Alevi bağlamında ortaya çıkmış olması, gelenek içinde gerçekte nasıl bir önem kazandığı hakkında tek başına pek az şey söyler. Yani metnin okunup okunmadığı, dinlenip dinlenmediği, aktarılıp aktarılmadığı ve dinî açıdan önemli görülüp görülmediği; buna bağlı olarak topluluk içinde bir etki yaratıp yaratmadığı soruları açık kalır.

Böylece ikinci perspektife, yani alımlamaya ulaşırız. Burada belirleyici soru, bir metnin Aleviler tarafından alımlanıp alımlanmadığı, kullanılıp kullanılmadığı ve aktarılıp aktarılmadığı; bunların nasıl gerçekleştiğidir.

Alımlama odaklı bir perspektiften bakıldığında bir metin, alımlanması, yorumlanması, okunması ya da dinlenmesi yoluyla önem kazanır. Bir metin, ancak bu tür benimseme süreçleri aracılığıyla ilk yazarlarının ötesine geçerek bir topluluk için anlam ve önem kazanabilir.

Bu nedenle alımlama sorusu, her zaman bir metnin ne ölçüde temsil edici olduğu sorusunu da içerir: Metin, yazarının içinde bulunduğu bağlamın ötesine geçerek topluluk için önem kazanmış mıdır ve bu nasıl gerçekleşmiştir?

Alımlama durağan bir şey değildir. Bir metnin önemi zaman içinde değişebilir. Önceki yüzyıllarda kullanılmış olabilecek bazı metinler, bugün neredeyse hiçbir rol oynamıyor olabilir. Buna karşılık, tarihsel olarak sınırlı bir yaygınlığa sahipken günümüzde merkezî bir konum kazanan metinler de vardır. Bu nedenle alımlamanın her zaman tarihsel bir boyutu da bulunur: Uzun dönemler boyunca görece istikrarlı kalabileceği gibi yön değiştirebilir, yoğunlaşabilir veya zayıflayabilir.

Alevi kaynaklarını belirlemek için üretim ve alımlamayı iki analitik eksen olarak birlikte değerlendirmek anlamlı görünmektedir. Üretim, bir metnin ortaya çıktığı bağlam hakkında bilgi verirken alımlama, metnin Alevi toplulukları içindeki fiilî etki tarihine işaret eder.

3. Kaynakların Belirlenmesi

Üretim ve alımlama perspektifleri birleştirildiğinde, Alevi bilgi kaynaklarına ilişkin ayrıntılı bir tipoloji ortaya çıkar. Bu iki ölçütün birleşimine göre kaynaklar, Alevi geleneği içinde farklı bir konuma ve işleve sahip olur.

3.1 Temel Kaynaklar: Üretilen ve Alımlananlar

Her iki ölçütün de özellikle güçlü biçimde karşılandığı durumlarda Aleviliğin temel kaynaklarından söz edebiliriz. Bunlar, bir yandan Alevi bağlamlarında üretilmiş, diğer yandan uzun bir dönem boyunca Alevi topluluklarının geniş kesimlerince aktarılmış ve dinî açıdan önemli görülmüş metinlerdir. Burada üretim ve alımlama bir bakıma örtüşür; bu nedenle bunları Alevi dindarlığının temel metinleri olarak nitelendirebiliriz.

Bunlar arasında öncelikle Buyruk geleneğinin metinleri yer alır. Bu metinlerin kökenleri 16. yüzyılın ortalarına ve Safevi Kızılbaş bağlamına uzanır. Anadolu’daki Alevi toplulukları içinde uzun ve görece iyi belgelenmiş bir alımlama tarihine sahiptirler.

Aynı durum, hatta belki daha da fazlası, daha önce değinilen şiirsel aktarımlar için de geçerlidir. Alevilikte deyiş veya nefes olarak adlandırılan dinî şiir, kuşkusuz Alevi geleneğinin aktarımının merkezinde yer alır. Alevilik tarihinde başka hiçbir araç, dinî bilgiyi aktarmak ve dinî deneyimlerle duyguları ifade etmek için bu kadar sık kullanılmamıştır.

Ancak burada da hangi yazarların temel bir külliyat içinde değerlendirilmesi gerektiği sorusu ortaya çıkar. Çünkü Alevi geleneğiyle ilişkilendirilen yüzlerce şair vardır ve bunların eserleri çok farklı düzeylerde aktarılmış ve alımlanmıştır.

Bu süreçte, Yedi Ulu Ozan olarak adlandırılan şairlerden oluşan bir kanon ortaya çıkmıştır. Bu seçkinin ne zaman ve nasıl oluştuğunu tam olarak bilmesek de günümüzde Alevilerin büyük bir bölümü tarafından kabul edilmektedir.

Üretim ve uzun süreli alımlama ölçütlerini yeniden uyguladığımızda, bu kanon içinde daha dar bir çekirdek belirlemek mümkündür. Şah İsmail’in Şah İsmail Hatayi mahlasıyla aktarılan şiirleri ve özellikle onun adına yazılmış şiirler bu çekirdekte yer alır. Bunlara Pir Sultan Abdal’ın ve Kul Himmet’in eserleri de eklenir.

Bu üç şair adı, Alevi aktarım geleneği içinde gerçekten öne çıkan bir konuma sahiptir. Şiirleri bugün de inanç pratiğinin ayrılmaz bir parçasıdır ve farklı kuşaklardan müzisyenler tarafından pek çok kez bestelenmiştir. Dolayısıyla özel konumları, hem üretim düzeyinde hem de yüzyıllar boyunca izlenebilen bir alımlama tarihi üzerinden gözlemlenebilir.

Şiir geleneği, daha önce değinilen sözlülük ve metinsellik iç içeliğini bir kez daha açıkça gösterir. Çünkü bunlar metin olmasına rağmen, aktarımları ağırlıklı olarak sözlü biçimde gerçekleşmiştir. Şiirler, sistematik olarak derlenip yazıya geçirilmelerinden çok önce ezgiyle söylenmiş ve seslendirilmiştir. Örneğin Pir Sultan Abdal’ın şiirlerine ilişkin ilk kanıtlar 16. yüzyıla uzanırken, ilk sistematik derleme ancak 20. yüzyılda yayımlanmıştır. Dolayısıyla Alevi dindarlığının belki de en önemli metinleri, yüzyıllar boyunca öncelikle sözlü olarak aktarılmıştır.

3.2 Genişletilmiş Kaynaklar: Alımlanan, Ancak Üretilmeyenler

Bu temel kaynaklar bütününün ötesinde, Alevi dindarlığını anlamak açısından yine büyük önem taşıyan, ancak Alevi geleneği içindeki konumları daha az belirgin olan başka bir metin alanı bulunmaktadır. Bunlar, üretim ve alımlamanın daha önce ele alınan temel metinlerdeki gibi örtüşmediği kaynaklardır.

Bektaşi geleneğine ait metinler, bu konuda özellikle açıklayıcı bir örnektir. Bektaşilik ve Kızılbaş Aleviliği tarihsel olarak birbiriyle yakından iç içedir ve yüzyıllar boyunca çok sayıda anlayışı, inanç içeriğini ve pratiği paylaşmıştır. Bununla birlikte, kendi kurumsal yapılarına ve dinî öz örgütlenme biçimlerine sahip farklı dinî kültürlerdir.

Bektaşi geleneğinin başlıca metinleri arasında özellikle Hacı Bektaş Veli’nin menkıbevi yaşam öyküsünü anlatan Vilâyetnâme ile Hacı Bektaş’a atfedilen Makâlât yer alır. Üretim odaklı bir perspektiften bakıldığında, Bektaşi bağlamında ortaya çıktıkları için bunlar köken itibarıyla Alevi metinleri değildir.

Bununla birlikte, bu metinlerin günümüzde birçok Alevi tarafından kendi dinî geleneklerinin önemli kaynakları olarak görüldüğü tartışmasızdır. Alevilik din derslerinde ele alınır, Alevilerin kendi dinlerini anlatırken başvurdukları metinler arasında yer alır ve çoğu zaman ortak dinî mirasın parçası olarak anlaşılırlar. Buna karşılık, bu alımlamanın tarihsel derinliği, yani geçmişte alımlanıp alımlanmadıkları ve nasıl alımlandıkları sorusunu yanıtlamak daha zordur. Bu konuda daha fazla araştırmaya ihtiyaç vardır.

Yine de bu örnekler, Alevi kaynaklarının yalnızca kökenleri üzerinden tanımlanamayacağını açıkça gösterir. Metinlerin ve yazarların tarih boyunca nasıl alımlandığı, benimsendiği ve mevcut dinî anlam bağlamlarına nasıl dâhil edildiği sorusu da önemlidir. Alımlama, dar anlamda Alevilik dışında ortaya çıkmış olsalar bile metinlerin Alevi dindarlığının bir parçası hâline gelmesini sağlayabilir.

3.3 Genişletilmiş Kaynaklar: Üretilen, Ancak Alımlanmayanlar

Son olarak, Alevi bağlamlarında ortaya çıkan, ancak alımlanma süreçleri neredeyse hiç izlenemeyen metinler başka bir kategori olarak ele alınabilir. Bunlar arasında özellikle, kimi zaman kuşaklar boyunca Alevi dinî önderlerinin özel mülkiyetinde bulunan ve sıklıkla aile içinde aktarılan el yazmaları, not defterleri, derlemeler ve kayıtlar yer alır.

Tam da bu metin türü, günümüzde araştırmaların giderek daha fazla odağına girmektedir. Alevi-Bektashi Digital Archive veya Alevi Archive gibi projeler, bugüne kadar büyük ölçüde bilinmeyen kaynakları giderek daha fazla erişime açmaktadır.

Bunlar, Alevi bağlamlarında ortaya çıkmış metinlerdir ve bu nedenle üretim estetiği perspektifinden Alevi dindarlığının önemli tanıklıklarını oluştururlar.

Ancak bu kaynaklar açısından da ne ölçüde temsil edici oldukları sorusu ortaya çıkar. Çünkü birçok durumda metinlerin ve içeriklerinin, doğrudan ortaya çıktıkları bağlamın ötesinde alımlanmamış olması muhtemeldir.

Bu durum, bilimsel değerlerini hiçbir şekilde azaltmaz. Çoğu zaman yaşanan dindarlığa, gündelik inanç pratiklerine, yerel özelliklere ve bireysel dinî düşünme biçimlerine ilişkin eşsiz içgörüler sunarlar. Temel kaynaklar daha yaygın biçimde paylaşılan gelenekler hakkında bilgi verirken, bu metinler Alevilerin yaşam dünyalarının çeşitliliğine ve heterojenliğine bakmayı mümkün kılar.

Bu bağlamda karşılaştırmalı araştırmalar özellikle verimli görünmektedir. Örneğin Anadolu’nun farklı bölgelerinden dinî önderlerin özel kayıtlarını karşılaştırmak son derece açıklayıcı olabilir. Hangi dinî konular örtüşmektedir? Bölgesel farklılıklar nerelerde ortaya çıkmaktadır? Hangi anlayışlar paylaşılmakta, hangileri yerel düzeyde sınırlı kalmaktadır? Bu tür karşılaştırmalar, Aleviliğin kesişim noktalarına ve kendi içindeki çoğulluğuna ilişkin önemli içgörüler sağlayabilir.

Tam da bu nedenle bunlar son derece değerli kaynaklardır. Ancak değerleri, Aleviliğin bütünü hakkında ifadelerde bulunmayı sağlamalarından çok, Alevi dindarlığının bölgesel, yerel veya bireysel biçimlerini görünür kılmalarında yatar.

Sonuç

Böylece, temel dinî sorulara verilen Alevi yanıtlarını ortaya koymak için hangi bilgi kaynaklarına başvurabileceğimize ilişkin başlangıç sorusuna dönelim. Karşımızda, önemi tarihsel olarak gelişmiş ve günümüze kadar sürekli yeniden müzakere edilen, sözlü ve metinsel bilgi aktarımından oluşan çok katmanlı bir ilişkiler ağı bulunmaktadır.

Üretim ve alımlama perspektifleri, kaynakları farklılıklarını gözeterek sınıflandırmak ve Alevi geleneği içindeki yerlerini belirlemek için araştırmaya yön veren bir yaklaşım sunar. Aynı zamanda, neyin Alevi kaynağı olarak anlaşılabileceğinin sınırlarını ve kaynak derlemelerinin neden dikkatle değerlendirilmesi gerektiğini daha açık biçimde görmemizi sağlar.

Bu nedenle Alevi bilgi kaynakları sorusu, nihayetinde yalnızca metinlere ilişkin bir soru değildir; dinî bilginin üretildiği, korunduğu, aktarıldığı ve dinî açıdan önemli kabul edildiği süreçlere ilişkin bir sorudur.

Kara, Cem (2023): Die Genese einer neuen theologischen Disziplin in Europa. Überlegungen für eine alevitisch-historische Theologie. In: Forum Islamisch-Theologische Studien 2 (1), S. 29–49. DOI: 10.5771/2748-923X-2023-1-29.

Karakaya-Stump, Ayfer (2010): Documents and Buyruk Manuscripts in the Private Archives of Alevi Dede Families. An Overview. In: British Journal of Middle Eastern Studies 37 (iii), S. 273–286.

Karolewski, Janina (2014): Manuskripte, gesungene Dichtung und Langhalslaute als Aufbewahrung Orte in Schnittstellen. In: Katharina Hoins und et al. (Hg.): Schnittstellen. Die Gegenwart des Abwesenden. Berlin: Reimer, S. 172–193.

Langer, Robert; Öğütcü, Hasan (2018): Orality and Scripturality. A Historical Ethnographic Account of Religious Ritual Practice in an Alevi Village. In: Johannes Zimmermann, Janina Karolewski und Robert Langer (Hg.): Transmission Processes of Religious Knowledge and Ritual Practice in Alevism between Innovation and Reconstruction. Berlin, u.a.: Peter Lang D, S. 107–122.

Oktay-Uslu, Zeynep (2020): Alevi-Bektashi Literature as a Discursive Tradition: Interpretive Strategies, Orality, Charisma-Loyalty. In: Journal of the Ottoman and Turkish Studies Association 7 (2), S. 33–53. DOI: 10.2979/jottturstuass.7.2.04.

Tıraz, Hasret (2026): Tracing Cultural Memory between Poems. Perspectivization and its Intertextual Application in Alevi Poetry. In: European Journal of Turkish Studies 42 (Special Issue: Alevi Pasts Contested. Neglected Narratives and New Methodologies. Hg. v. Markus Dressler und Hege Markussen). DOI: 10.4000/16elp.

Weineck, Benjamin; Zimmermann, Johannes (Hg.) (2018): Alevism between Standardisation and Plurality. Negotiating Texts, Sources and Cultural Heritage. Berlin u. a.: Peter Lang D.

Yıldırım, Rıza (2018): Literary Foundations of the Alevi Tradition. Mainstream, Canon, and Orthodoxy. In: Benjamin Weineck und Johannes Zimmermann (Hg.): Alevism between Standardisation and Plurality. Negotiating Texts, Sources and Cultural Heritage. Berlin u. a.: Peter Lang D, S. 61–96.

Zimmermann, Johannes; Karolewski, Janina; Langer, Robert (Hg.) (2018): Transmission Processes of Religious Knowledge and Ritual Practice in Alevism between Innovation and Reconstruction. Berlin, u.a.: Peter Lang D.

CanoCan Films / Ekin Can Erol

Ekin Can Erol, ailesinin kökleri Türkiye’nin Dersim bölgesine uzanan Alman-Kürt belgesel yönetmeni ve yapımcıdır. Almanya’nın Potsdam kentinde yaşayan Erol, tarih, kültürel kimlik, göç, hafıza, din ve azınlık deneyimlerini ele alan belgesel projelerine odaklanan bağımsız film yapım platformu CanoCan Films’in kurucusudur.

Erol, Tarih ve Felsefe alanlarında lisans eğitimi almıştır. Akademik çalışmalarında da Dersim’e odaklanmıştır: lisans tezinde 1937–1938 olaylarını ve bu olaylara ilişkin tartışmalı tarihsel yorumları, özellikle de olayların isyan mı yoksa soykırım mı olarak sınıflandırılması gerektiğine ilişkin tartışmayı incelemiştir. Akademik birikimi ve Dersim’le kişisel bağı, tarih, kimlik ve kolektif hafızaya yönelik belgesel yaklaşımını şekillendirmeye devam etmektedir.

İlk belgeseli Asla Unutma – Sorumluluğumuz Nedir? (2020), Holokost’un hatırlanmasını ve Nasyonal Sosyalizm suçlarına ilişkin hafızanın korunmasında genç kuşakların taşıdığı sorumluluğu ele almıştır. Bunu, Alevi kimliği, tarihi, diasporası ve kuşaklar arası değişime odaklanan Alevilik – Bir Kimlik Arayışı (2021) ve Almanya Diasporasında Alevilik – Bir Başarı Hikâyesi mi? (2024) izlemiştir.

Son belgeseli Ziyaret – Doğanın Sesi (2026), kişisel anlatıları, dinî bilgiyi ve akademik perspektifleri bir araya getirerek Alevi geleneklerindeki, özellikle Dersim’deki kutsal mekânları ve peyzajları incelemektedir. Film ayrıca 16. Kürt Film Festivali’nin seçkisine alınmış ve festivalde gösterilmiştir.

Erol, CanoCan Films aracılığıyla kültürel, eğitsel ve akademik projeler için görsel-işitsel formatlar geliştirmekte ve üretmektedir. Çalışmaları, belgesel anlatımını tarihsel araştırmalar ve toplulukların bakış açılarıyla buluşturarak yeterince temsil edilmeyen tarihleri ve deneyimleri daha geniş kitleler için erişilebilir kılmayı amaçlamaktadır. Erol, 2026 yılında Alevi Ansiklopedisi Açık Dersler Serisi’nin Berlin’de gerçekleştirilen ilk çekimlerinin teknik yapımından ve stüdyo çalışmalarından sorumlu olmuştur.

https://www.canocanfilms.de/ / [email protected]
https://www.youtube.com/@CanoCanFilms
https://www.grin.com/document/373911
https://ucrisportal.univie.ac.at/de/publications/alevitentum-eine-suche-nach-identität/

Sponsor
Bu dersin çekimleri, Förderverein Alevitische Kultur (FAK) (https://aleviten.ch/) tarafından 13 Haziran 2026 tarihinde İsviçre’nin Bern kentinde Alevi Ansiklopedisi’ni tanıtmak ve desteklemek amacıyla düzenlenen etkinlikte toplanan bağışlar ve CanoCan Films yapımcısı Ekin Can Erol’un gönüllü emek katkısıyla gerçekleştirilmiştir. Çekimler, 11 ve 18 Temmuz 2026 tarihlerinde Berlin Alevi Toplumu (Alevitische Gemeinde Berlin) binasındaki CanoCan Films stüdyolarında yapılmıştır. Bağışlarıyla destek veren herkese ve gönüllü emeği için Ekin Can Erol’a teşekkür ederiz.

Lisans Bilgisi

© Yazar(lar). Aksi belirtilmedikçe, Alevi Ansiklopedisi’nde yayımlanan maddeler Creative Commons Atıf 4.0 Uluslararası Lisansı kapsamında lisanslanmıştır.

Logo CC by - Homepage

Yukarı Çık

Alıntıla

  • Söz ve Metinsellik Arasında: Alevi Teolojisinin Epistemik Temelleri
  • Yazar: Kara, Prof. Dr. Cem
  • Web Sitesi: Alevi Ansiklopedisi
  • Erişim Tarihi: 23.10.2026
  • Web Adresi: https://www.aleviansiklopedisi.com/open-lectures/soz-ve-metinsellik-arasinda-alevi-teolojisinin-epistemik-temelleri-10439/
Kara, Prof. Dr. Cem (2026). Söz ve Metinsellik Arasında: Alevi Teolojisinin Epistemik Temelleri. Alevi Ansiklopedisi — ISIL: DE-4607. https://www.aleviansiklopedisi.com/open-lectures/soz-ve-metinsellik-arasinda-alevi-teolojisinin-epistemik-temelleri-10439/ (Erişim Tarihi: 23.10.2026)
[working_gallery]